.
GRAFİKLER
.
.
.
YAYINLAR
MEDYADA
.
ÖZGEÇMİŞ
.
.
ANA SAYFA
FOTOĞRAFLAR
.
İLETİŞİM
.
.
GÖRÜŞLER
MİMARİ PROJELER

ODTÜ BARAKA DERGİSİ SÖYLEŞİ

Aralık 2005

OĞUZ ÖZTUZCU SÜRPRİZİ OLAN ODTÜ’LÜLERDEN BİRİ. ODTÜ MİMARLIK FAKÜLTESİNİN İLK MEZUNLARINDAN OLAN ÖZTUZCU, UZUN YILLAR, MEZUNİYETİNDEN HEMEN SONRA GİTTİĞİ İSVEÇ’TE YAŞADI. BİR MİMAR OLARAK ÖNEMLİ PROJELERE İMZA ATTI. BODRUM’DA YAPTIĞI HEBİL EVLERİ İLE AĞA HAN ÖDÜLÜNE ADAY OLDU. ÖZTUZCU’NUN YAPTIĞI SÜRPRİZ İSE EKİM AYI İÇİNDE BEYOĞLU’NDA AÇTIĞI FOTOĞRAF SERGİSİYDİ.

Bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

ODTÜ’nün ilk yıllarında verdiği mezunlardan biriyim. Bu derginin adını alan barakalarda başladık ODTÜ’ye. Eğitimimizin ilk üç yılı barakalarda geçti. 1963 yılında da yeni kampüse geçtik. ilk mimarlık binası yapılmıştı. O zamanki Rektörümüz Kemal Kurdaş, müthiş özverili çalışırdı. Sabah okula gelirken otobüsten iner, bugünkü ODTÜ’deki ormanın fidanlarını dikerdik. ODTÜ’deki yeşilliklerin çoğunda bizimde katkımız vardır. ODTÜ’nün en güzel yıllarıydı. Sonradan da güzel yıllar oldu, ama ilk mezunlardan biri olmaktan son derece gurur duyuyorum. Yurtdışında da iftiharla ODTÜ’lü olduğumu söylemişimdir. ODTÜ’den sonra uzun yıllar İsveç’te kaldım. 69 sonunda askerliği bitirdikten hemen sonra İsveç’e gittim. Yeni evlenmiştim. Evli yeni mezun bir çiftin hiç ş ansı yoktu. Eğer babanızdan bir servet kalmamışsa, bir büro açma şansınız çok düşüktü. O zamanlar İmar İskan Bakanlığı’nda çalışan bir mimar 1300 lira alırdı. 700 lira kira, 500 lira ile de geçinecektiniz. Birde üstelik ev döşeyeceksiniz, ki bu olacak şey değildi. Bir imkanım vardı, dışarıdan bir iş teklifi geldi. “Neden olmasın” dedim ve eşimle birlikte gittim.

Eşiniz de ODTÜ’lü mü?

Evet, o psikologdur. Daha sonra Stockholm’de doktorasını yaptı . Döndükten sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde hocalığa başladı. Çocuklarım orada doğdu . Ben Robert koleji mezunuyum, gerek oradaki, gerekse ODTÜ’deki çok yoğun eğitimin tercihlerimde rolü olmuştur. Mimarlıkta aldığımız temel tasarım dersi vardı. O derste, figürle zeminin ilişkilerini analiz eden, renk kombinasyonlarının işlendiği bir dersimiz vardı. Ondan çok faydalanmışımdır. Sanırım fotoğrafla çok erken yaşlarda başlayan ilişkimde bu eğitimsel arka planın önemli bir etkisi vardı.

Ara bölgeler vardır, bu bölgeler önemlidir. Aynen, kara ile deniz arasındaki o sulak bataklık bölgeler gibi. Hayatın çeşitliliği orada çok çok fazladır. Cazip gibi görünmeyebilir, ama çok caziptir. Ben o ara bölgeleri seviyorum. Çok zengin bir bölgedir. Bu bölgeler kesin tanımlara gelmez. Dolayısıyla mimardan bir fotoğrafçı olur mu, denirse, bu ara bölge anlayışı açısından “olur” derim.

Stockholm’da mimarlık mı yaptınız ?

Evet, orada mimarlık yaptım. Stockholm’un en seçkin bir caddesinde bir büro açabildim. Ancak ilk maaşımla gidip bir Nikon kamera aldım. Eşim çok yadırgadı. İlk elimize geçen gerçek para oydu, onun da tümünü bir makineye yatırmak ve bir ay daha borçlanarak idare etmeye eşim çok kızmıştı.

Nerden geliyor bu merak?

Mimarlığı seçmek için biraz sanatçı bir tarafınızın olması lazım. O tarafınız kendisini orada gösteriyor. Biraz sanat, biraz teknik, mimarların mühendisle sanatçı arasındaki hüviyetleri fotoğraf konusunda da geçerli aslında. Mimari eğitime ve mimari yaklaşıma oturuyor.

50-60’lı yıllarda kamera sahibi olmak çok zordu. Türkiye’de fotoğrafçı olmak çok zordu. Ancak ailede öyle bir gelenek olması lazımdı. Ki bu da ancak İstanbul’un bazı ailelerinde vardı. Ben vesikalık resim çekenleri gördüğümde çok şaşırmıştım Stockholm’de. Çünkü onlar bile ışığı renkleri ile bir sanatçı gibi ilgileniyorlardı. Çünkü çok rekabet vardı. Fotoğraf geleneği çok gelişmiş bir ülkeydi.

Profesyonel anlamda ne zaman bu işe başladınız?

Tabii ben daha önce de söylediğim gibi mimarlığı seviyorum. Serbest mimarlık kariyerim oldu. Dolayısıyla mimarlıkla ilgili bir problemim hiç olmadı. Çok seviyorum mesleğimi. Dünyaya yeniden gelsem yine mimar olurdum. Mimarlığı sevmem ve kariyerimde mutlu olmam, zaman zaman sıkışmışlık duygusunu hissetmediğim anlamına gelmiyor. Dolayısıyla o dönemlerde daha bireysel anlamda uygulanacak şeylerin arayışı içindeydim. Eğer sanattan nasibinizi de almışsanız o konularda bir şeyler yapıyorsunuz. Benim resme de ilgim vardır. Yağlı boya resim yaparım. Kimse size karışmıyor. Fotoğrafta veya resimde bir sey ısmarlanmasına gerek yok, siz yapıyorsunuz. İyidir, kötüdür, beğenilir beğenilmez, o ayrı bir sey.

Mimarlıkta öyle olmuyor ama. Çok karışan var işinize. Çok taviz vermek zorundasınız. İşveren var, belediyeler var, vs. Kendinizi tam ifade edebilmek için daha bireysel taraflarınız ortaya çıkıyor. Ben yazarların da öyle olduğunu düşünüyorum. Bir şey yazar, tutulur veya tutulmaz. Ama yazdığı şey kendinindir. Fotoğraf da bana bunu verdi. Bunlar benim. Günahı da sevabı da benim.

Bu sergideki fotoğraflarınızın oldukça değişik tarzı var. Bütün tarzınıza hakim bir şey mi bu?

Aslında hayır. Ben farklı fotoğraflar da çektim. Mesela bundan iki sene önce Bodrum Yat Yarısları’na katıldım. Oradaki bir teknede ben de vardım. Onlar bu sergide yok. Aslında olsaydı farklı bir şey olabilirdi tabii. Ama bu öne geçti. O resimler çok farklıydı. Daha net resimlerdi, çünkü ışık çok farklıydı. Çok erken saatlerde çekildi. Işığı ters aldık, teknelerin arkasından çekildi fotoğraflar.

Peki bu sergide kullandığınız tekniğe sizin üslubunuz muamelesi yapmamalıyız yani, öyle mi?

Evet öyle, bu sergi için geçerli bir çalışma bu. Bundan sonra başka bir şeye dönüşecektir. Ancak biraz önce de anlattığım gibi, yıllarını fotoğrafa vermiş ve onun tekniklerini özümsemiş ustalarla, bunu mesleğinin yanında yürüten bir kişinin rekabeti olamaz. Yaptıkları şey de aynı olmaz. Nerede olur bu? Eğitimini aldığınız mimarlığın getirdiği şahsi bazı yeteneklerinizi kullanarak ancak bir farklılık yaratabilirsiniz. Ben bunda özgür olduğuma inanıyorum. Belki “empresyonist” diye adlandırılan fotoğraflar da vardır. Fakat bunların çoğunda, kameranın hareketinden ziyade nesnenin hareketinden kaynaklanan empresyonist bir imaj çıkar. Benim fotoğraflarımın hiçbirinde hareket yoktur. Hareketten dolayı çıkmış değildir. Dolayısıyla bunlar fotoğraf makinesinin kaymasından yada objenin kaymasından dolayı ortaya çıkan fluluk ve onun ortaya çıkardığı bir efekt değildir. Bu daha farklı bir tekniktir. Bunu başkaları da yapmış olabilir, ama ben görmedim. İnternet ortamında da görmedim yayınlarda da görmedim. Dolayısıyla kendime özgü olduğunu düşünüp keyif alıyorum. Fotoğraf konusunda yetkin bazı arkadaşlarımın da bu noktaya değinmeleri beni mutlu ediyor tabii. Ufak da olsa başka bir bakış açısı, bir farklılık getirmek mutlu ediyor beni.

Fotoğrafa yorum katmak, özgünlük, farklılık yaratmak istiyorsunuz? Bu önemli bir şey.

Evet, ben mimar olarak şuna inanıyorum; daha evvel var olan ile ilgili bir şeyler yaparsanız, bu bir yaratı olmaz. Bu yaratı olmuyor. Daha evvel olmamış bir şeyi oluşturmak yaratıdır. Bunu çok büyük anlamda söylemiyorum. Bir kapının kolunu çevirerek açarsınız. Bunun yapılmadığı kapı yok. Kapının kapı oluşuna bir faklılık getirebilirseniz uğraşınızın o zaman gerçek anlamda bir yaratıcılığı olur.

Böyle konuşarak kimsenin cesaretini kırmak istemiyorum aslında. Ama bu olmadan da başarılı olunamıyor. Başarı biraz da bu farklılıktan geliyor diye düşünüyorum. Saçmalamaktan korkmaya başladığınız zaman yaratıcı olmaktan çıkarsınız. Yaratmaktan korkarsınız çünkü. Mimarlıkta da, resimde de, fotoğrafta da böyle olduğunu düşünüyorum ben.

Korkmadan yapmak lazım.

Mimarlık hayatınız nasıl gidiyor? Oradaki yaratıcılığınız ile ilgili konuşalım biraz…

Uzun yıllar İsveç’te mimarlık yaptım. Kendi özel bürom vardı. Oradaki faaliyetlerim orada kaldı. Bir an evvel Türkiye’ye dönmek istiyordum, burada bir şeyler yapmak için. Biraz birikimim vardı. Onunla güney’de bir arazi satın aldım. Otel yapmak gibi bir projemiz vardı. Bir güvence olsun istiyordum. Ama o iş yürümedi. Hasbelkader Marmaris, Bodrum, Antalya ve Kemer bölgesinde faaliyet göstermeye başladım. Otel, tatil köyü, alışveriş ve eğlence merkezleri gibi projeler oldu. Bu seçtigim bir dal değildi, ama öyle oldu. En sonunda Ağa Han Mimarlık ödülüne aday olduğum “Hebil Evlerini” yaptım. Bu önemli bir nokta oldu, hem bende hem bölgedeki mimarlık çalışmalarında. Çünkü geleneğe uyarak eski bir Bodrum köyü yaptık. Mimarlık öğrencilerinin gezdiği, önemli bir proje oldu. Bu projeden sonra büyük bir köy daha yaptım.

O da yine Bodrum ile Yalıkavak arasındaki” Kayaköy”. Bu köy meydanıyla, meydandaki saat kulesiyle, bakkalıyla tam bir köy. Binalar yeni bitti. Şu anda bile çiçekler içinde. Görenler orası “şantiye mi” diye şaşırıyorlar. Evlerin hepsi taş bina. Doğa ve beton kombinasyonu sergileniyor bir anlamda. Bu projelerden sonra Oğuz Öztuzcu böyle yapılar yapar gibi bir yargı oluştu. Aslında biz ODTÜ’de modern mimari eğitimini almıştık. Ve bize çok iyi öğretmişlerdi. Çok iyi hocalarımız vardı bu alanda.İstanbul’daki faaliyetlerim arasında depreme dayanıklı bir gökdelen projesi vardı. Adı “Asmakule” projenin.

Kısaca öğrenebilir miyiz bu projeyi? Nedir Asmakule?

Çok farklı bir sistem bu. Asmakule olarak yapılmıştır. Dayanamayacağı hiçbir şey yok. Formuyla, sistemiyle, temelleri olmayan bir sistem. Ortada bir pim çıkıyor. Ve bütün katlar yukarıdan aşağıya doğru pime asılıyor, köprü gibi. Yatay atılım veya düşey atılımda mukavemet hesaplarını yaptık. Çok müthiş rakamlar çıktı ortaya. Bunun patentini de aldım. Çünkü yok böyle bir sistem. Fotoğrafçılık ve Kayaköy dışında modern bir proje bu. İnsan bir şey yapar çok beğenilir ama sonra ondan kurtulamaz. Ben de kurtulamadım taş bina yapıyor olarak tanınmaktan, ama böyle bir modern proje hazırlıyorum şu anda. Çok önemli bir sanayici kendi malikanesini yapmamı istedi. Benim sunduğum projeyi çok modern bulduğu için anlaşamadık. Taş bina yapmamı bekliyormuş. Ama olmadı.
KATARXIS NO 2 - Prof. Lucies Stiel , On Originality
SÖYLEŞİ RÖPORTAJ
MAKALE . KONUŞMA
Cephe ve Çatı Dergisi
Şantiye İşçi Çadırları Yangını Uzerine
O.Öztuzcu Söyleşisi, Yapi.com.tr
Mimarizm
İnşaat Yatırım Dergisi
Tasarım Dergisi
ODTÜ Dergisi
"Bir belgeselin öyküsü; Yaşasın Mimarlık"
İzlenimler fotoğraf kitabı önsöz
İzlenimler fotoğraf kitabı önsöz(ingilizce)
Oğuz Öztuzcu'nun Şevki Vanlı'ya Yanıtı, Yapı Dergisi
"Tophane Olayı - Ben de Oradaydım"
"Kuzguncuk'ta 2nci çocuk"
Göbeklitepe Konferansı açılış konuşması
Çatalhöyük Konferansı açılış konuşması
"Kentsel dönüşümde nicelik ve nitelik", Mimarlık Dergisi, Mim. Oda
"KİMLİKLİ TOPLU KONUT" ve "KİMLİKLİ YENİ YERLEŞİM"
ETKİNLİKLER GALERİSİ