.
GRAFİKLER
.
.
.
YAYINLAR
MEDYADA
.
ÖZGEÇMİŞ
.
.
ANA SAYFA
FOTOĞRAFLAR
.
İLETİŞİM
.
.
GÖRÜŞLER
MİMARİ PROJELER
KATARXIS NO 2 - Prof. Lucies Stiel , On Originality
SÖYLEŞİ RÖPORTAJ
MAKALE . KONUŞMA
Cephe ve Çatı Dergisi
Şantiye İşçi Çadırları Yangını Uzerine
O.Öztuzcu Söyleşisi, Yapi.com.tr
Mimarizm
İnşaat Yatırım Dergisi
Tasarım Dergisi
ODTÜ Dergisi
"Bir belgeselin öyküsü; Yaşasın Mimarlık"
İzlenimler fotoğraf kitabı önsöz
İzlenimler fotoğraf kitabı önsöz(ingilizce)
Oğuz Öztuzcu'nun Şevki Vanlı'ya Yanıtı, Yapı Dergisi
"Tophane Olayı - Ben de Oradaydım"
"Kuzguncuk'ta 2nci çocuk"
Göbeklitepe Konferansı açılış konuşması
Çatalhöyük Konferansı açılış konuşması
"Kentsel dönüşümde nicelik ve nitelik", Mimarlık Dergisi, Mim. Oda
"KİMLİKLİ TOPLU KONUT" ve "KİMLİKLİ YENİ YERLEŞİM"
“KİMLİKLİ TOPLU KONUT" ve "KİMLİKLİ YENİ YERLEŞİM”

Oğuz Öztuzcu

Kimlik




Türk Dil Kurumu “kimlik” sözcüğünü; “herhangi bir nesneyi

(kişiyi) belirlemeye yarayan özelliklerin bütünü” olarak tarif ediyor.



Diğer bir değişle kimlik; kişiyi veya nesneyi tek (benzersiz) kılan veya niteliksel olarak diğerlerinden ayıran özellikleridir. Demek oluyor ki kişi veya nesneyi tek ve benzersiz kılan özellikleri yoksa o kişi veya nesne

kimliksiz’dir.



İnsanlar sağlıklı bir “ben”liğe (kişiliğe) sahip olmak için “benimsedikleri bir kimliğe” gereksinim duyarlar. Oturdukları konut ve yakın çevresinin özellikleri bu kimliğin önemli öğesidir. “Kimliksiz” bir toplu konutun sakininin  benimseyebileceği  bir kimliğe sahip olması zordur.



Kırsal alandaki “köy” yerleşmeleri ve kentlerin göç almadıkları dönemlerde

zaman içinde organik olarak oluşmuş mahallelerinin “kimlik” sorunu olmamıştır.



Bu yerleşmelerde değişimin dinamikleri doğal süreçlere bağlı ve ”yerel”dir. Bu alanlardaki insan yapısı çevrenin dönüşüm’ü (transformasyonu) gerektikçe ve gereği kadar olmak üzere tedricen gerçekleşir. Bu olgu söz konusu yerleşimlerin kimlik’lerinin istikrarlı ve sürekli olmasını sağlar.

Bu özellikler ise sağlıklı kişilik‘ler için gerekli ortamın altyapısını oluşturur.



Doğal ve yerel dinamiklerle zaman içinde oluşmuş yerleşim birimlerinin tümünün “sakinlerinin özdeşleşmek isteyecekleri kimlikleri vardır” demek te     yanlış olur. Gelişmelere bağlı ve zaman içinde azımsanmayacak oranda “getto”laşarak olumsuz kimlik geliştirmiş eski konut yerleşimleri vardır.
Foto: Sulukule http://ita.habitants.org



Bu yerleşim birimleri tepeden inme “kentsel nezihleştirme”  (gentrification)

projelerine tabi olarak dönüştürülmekte ve sahip oldukları kimlikler tarihe karışmaktadır. Güney Afrika Cape Town’da District Six semtinin başına gelenler bu uygulamaların dünya çapında bilinen çarpıcı örneklerindendir. İstanbul Sulukule semti de böyle bir kıyıma uğramıştır.
Ülkemizde Kentsel Dönüşüm ve Toplu Konut Uygulamaları





Bugün dünyamızda konut üretimi 2 ana yöntemle sağlanmaktadır.  Bunlardan birincisi; kentsel dönüşüm, ikincisi ise; yeni toplu konut uygulamaları’dır.

Ülkeden ülkeye değişiklik gösterse bile özellikle alt gelir grupları için tasarlanan konut yerleşmeleri ister dönüşüm programıyla elde edilen alanlarda ister bu amaca tahsis edilen bakir alanlarda olsun

tasarımlarının ana ilkeleri temelde fazla değişkenlik göstermemektedir.



Özellikle hızlı kentleşmeye bağlı olarak büyük kitlelerin konut gereksinmelerini karşılamak durumunda kalan kalkınmakta olan ülkelerde konut sorunu ve çözümleri ise birbirine çok benzer.



Sayısal olarak konut gereksinmesinin ezici çoğunluğunu oluşturan dar gelirli kitlelerin konut ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yöneticilerin başvurdukları en temel enstruman: yoğunluğu ve binaların tekrarını sağlayarak maliyeti düşürmek olmaktadır.



Sağlıklı Yaşamın Engelleri

Avrupa ülkeleri ve zamanın Sovyetler Birliğinde 2nci Dünya Harbi sonrası oluşan konut açığının kapanması amacıyla başlayan ve 1960larda ivme kazanarak aceleyle hayata geçirilen yüksek yoğunluklu ve aynı blokların tekrarıyla oluşmuş toplu konut projeleri daha 20 yıl geçmeden kabus yerleşmelere dönüşmüştür.1980lerde yerel yönetimler bu nitelikteki konutlar için yıkım programları uygulamışlardır.
Günümüzün kalkınmakta olan ülkeleri 1960lar Avrupası’ndaki başarısız toplu konut uygulamalarından yeterli dersi aldı mı?



Bu sorunun yanıtı ”hayır”dır.



Çin Halk Cumhuriyeti gibi birçok ülkenin yanı sıra ülkemizde de bu yanlış toplu konut modelleri birbiri ardına uygulamaya konulmaktadır.  Tarih tekerrür edecek ve bir kaç on yıl geçmeden sağlıklı insan yaşamına yakışmayan bu toplu konut modelleri gettolaşma sürecine girecektir. Bu tipolojideki konut yerleşmelerini gerçekleştiren aynı merciler sosyal yönden  çürümeye yüz tutmuş bu konutlar hakkında bu sefer büyük olasılıkla yıkım kararı alacaklardır.



TOKİ’nin insanlarımıza konut sağlama amacıyla yaptığı dinamik girişimler cumhuriyet tarihimizde görülmemiş bir ivme ile gerçekleşmektedir. İşin bu yanı övgüyü hak etmektedir.



Ancak konunun diğer bir yüzü vardır ki TOKİ’nin bütün sevabını silip süpürmekte, gelecek kuşaklara karşı hesabı verilemeyecek olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.



Ülkemizde gerek kentsel dönüşüm sonucu gerekse de yeni uygulamalarla ortaya çıkan toplu konut yerleşmelerinin çoğunluğu, ister

özel teşebbüs eliyle isterse de TOKİ kanalıyla gerçekleştirilmiş olsun

ne yazık ki “insan siloları” diye tanımlanabilecek bir görüntü içindedirler.
“Benzer dinamikler benzer sonuçlar doğurur”  kuralından yola çıkarsak

aynı ekonomik gerekçelerle oluşacak yüksek yoğunluklu ve birimlerin korkutucu şekilde tekrarını öngören toplu konut tasarımlarının bundan sonra da aynı hazin sonuçları vereceği açıktır.



İnsanlarımız  için bu en yaşamsal konuda vakit geçirmeden  “Bu olgu kader midir ?” sorusunu sormalı ve yanıtını aramalıyız.





“Ekonomik mantık”  konut yerleşmelerinde tasarım kararlarının  “en önemli” öğesi mi olmalıdır?



İnsanın konut yaşamının niteliği işte bu sorunun yanıtına bağlıdır. Yanıtımız “evet” ise yapacak fazla bir şey yoktur. Ayni ekonomik mantık dünyanın her yerinde benzer ”insan siloları”  sonucunu doğurur. İnsanlarımız da bu kimliksiz, tekdüze ve anonim yerleşmelerde ömür tüketir.



Alternatif var mıdır?  Ne yapılabilir?

Alternatif vardır ancak küresel tüketim modeli içinde aranmamalıdır.



Bugün dünyamızda ülkelerin hemen tümünde egemen olan ekonomik modelin çarkları tüketime yönelik olarak döner. Sosyalizmin çöküşü sonucu ise küresel boyutlara taşınan bu model insan hayatında konutun anlamını herhangi bir tüketim ürününden farklı görmez.



İnsani değerlere duyarsız bu makanizma kişinin mutluluğuyla değil de satın alma gücünü arttırarak daha çok tüketmesini sağlamakla ilgilenir.

Bu nedenle insan mutluluğu için yaşamsal önemi olan konut, sağlık ve eğitim gibi alanlarda nitelik olarak “olmazsa olmazlar” yoktur. Bu ekonomik mantık konutlarda yüksek standardı “ancak sistem içinde bedelini ödeyebilenlerin” talebi ile sınırlar.



Örneğin ülkemizde; hangi ekonomik grup hedefleniyor olursa olsun, “her çocuğa bir oda” konut tasarımının değişmez bir ilkesi değildir. Sistem;  2nci el de olsa bir BMW otosu olan 2 +1 daire sahibinin 3 çocuğunun da aynı odada kalmasında bir terslik görmez. Ülkemizin insanlarına her çocuğun kişiliğini geliştireceği kendi odasında yaşama hakkının BMW araba sahipliğine göre önceliği olduğu telkin edilmez.



Oysa yönetimler, alacakları siyasi kararlar sonucu, “mutlu yaşam” için öncelikler oluşturarak örneğin toprağa daha yakın, düşük katlı, yeşili bol, ulaşımı düşünülmüş, yaşlı, tüm yaş grupların gereksinmelerine yanıt verebilen, kültürel etkinliklere ulaşılabilir, sakinlerin birbirleriyle sosyal etkileşimi arttırıcı ve bunlar gibi daha nice olumlu özelliklere sahip insani boyutlarda tasarlanmış konutlar için  milli gelirinden kaynak aktarımı (örneğin otomobil sektöründen) yapsalar,  belki daha az otomobil sahibi ancak daha çok insani toplu konutlarda yaşayan nüfusa sahip olurduk.
Foto 1: shanghaistreetstories.com

Kentsel dönüşüm toplu konut projeleri nasıl olmalıdır ?

Şanghay’daki bir kentsel dönüşüm uygulamasının görüntüsünü  (foto1)

“Bir kentsel dönüşüm nasıl olmamalıdır” diye adlandırabiliriz.

Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye gibi, süratli kentleşme sonucu ortaya çıkan konut açığını kapatabilmek için 1990lardan itibaren başlattığı ve halen baş döndürücü bir hızla devam eden toplu konut üretim seferberliğinin sonuçları neler yapılmamalıdır’ın  sayısız örneğini  oluşturmuştur.



Büyük Çin uygarlığının süzme değerleri sonucu zaman içinde oluşmuş  son derece insani ve grift tarihsel kent dokuları bugün tereddütsüzce bir çırpıda yerle bir edilmekte ve onların yerlerini konut siteleri adı altında ancak insan siloları diye tanımlanabilinecek yapılanmalar almaktadır.



Dileğimiz odur ki; ülkemizde TOKİ kanalıyla sürdürülen kentsel dönüşüm projeleri için yetkililer, birçok ekonomik konuda model aldığımız Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki bu uygulamaları örnek almaz. Tam tersine “insanlık suçu” diye tanımlanabilecek bu örneklerden ders alır ve tam tersi yönde gelişmeleri başlatırlar.



Yukarıda bahsedilen fotoğrafın ön planında boşaltılmış halde kurbanlık koyun gibi katledilmek için sırasını bekleyen eski mahalle acaba

uzun  yıllar  boyu oluşturduğu fiziksel ve sosyal dokusu ve kentsel mekanlarıyla korunarak yenileştirilemez miydi ?  Böyle bir planlamanın  sonucu arka planda görülen insan siloları’ndan ibaret konut yerleşiminden daha yaşanabilir olmaz mıydı?





Son söz



Türkiyede karar makanizmalarını elinde bulunduran merkezi ve yerel

yönetim organları, özel teşebbüs kuruluşları, meslek kurumları, üniversiteler ve sivil toplum örgütleri hiç vakit geçirmeden sağlıklı nesiller yetişmesine yol açacak ve insan doğasına uygun konut düzenlemelerinin oluşması hedefine yönelik işbirliğinin yollarını aramalıdırlar.



Tabi bu konuda ilk adımların ancak siyasi kararlar sonucu atılabileceği

gerçeğini unutmadan.
ETKİNLİKLER GALERİSİ